Şube Etkinlikleri

Fotogaleri

  • TMMOB Eskişehir
  • Şube Etkinlikleri
  • 07.10.2017

Midnight in Paris Film Gösterimi ve Dr. Başak ÖZER Söyleşi- Peyzaj Tüketimine Sinemasal Müdahale

Mimarlık Haftası etkinlikleri film gösterimleriyle devam ediyor

 

Midnight in Paris filmi ile sinemadaki peyzaj tüketimi  ile Başak Özer filmi irdeleyerek analiz edildi

 

Mimarlar Odası Eskişehir  Şubesi, Mimarlık Haftası kapsamında düzenlediği etkinliklere “Midnight in Paris” filminin gösterimi ve söyleşisi ile devam etti. Söyleşide sinemanın peyzaj tüketimindeki etkisi irdelendi.

 

İstanbul Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Başak Özer,  bir Woody Allen filmi olan “ Midnight in Paris” filmi üzerinden doktora tezi olan “Bir farkındalık çalışması: Peyzaj tüketimine sinemasal müdahale” adlı sunum yaptı.

 

Sinema terapi yöntemi olarak ta kullanılıyor

 

İstanbul Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Başak Özer, sunumunda sinema filmlerinin  tüketicilerin davranışlarını nasıl yönlendirildiğini anlatarak, “Herhangi bir davranışa başlama, bir davranışı devam ettirme, bazı davranışlarımızdan vazgeçme, tetikleme ve bazı duygularımıza devam ettiği ve bunun üzerinden harekete geçirdiği sinema filmlerinin gerçek aynı şekilde de sineterapi dediğimiz aslında terapi yöntemi olarak ta sinemanın kullanıldığını kullanıyoruz” diye konuştu.

 

Film kaynaklı kitlesel turizm biçimi ortaya çıkıyor

 

Sinemanın insan davranışlarını nasıl etkilediğini filmlerden örnekler vererek anlatan Özer, şöyle devam etti:

“Mekânsal kentsel peyzajdan bahsedeceğim ama tarihi öğelerden vazgeçemeyiz. Sanatsal boyutu dışındaki yarattığı akış, peyzaja dairde beğenilerimizi etkiliyor. Mekan üretiminden tüketimine kadar sirkülasyon halinde devam eden etkileyici bir boyutu var. Filmlerde oradaki karakterle bir olma, oradaki mekanla bağ kurma, kitlesel hareket etme ve kitlesel turizm dediğimiz sinema filmi kaynaklı turizm biçimi ortaya çıkıyor. Bunun da kendi içinde kültür ekonomisi gelişiyor. Önce sinema filmi kaynaklı turizmi tarif edersek burada gerçek mekanlar olması gerekmiyor. Hobbitlerde olduğu gibi Yeni Zellanda set peyzajlarına gitmekte aktivite olabiliyor. Ya da bu mekanlar gerçeğe dönüşüyor. Budapeşte Oteli film için yapılmış bir mekanken orası da bir otel olarak ta yaşamımıza eklemleniyor. Bunlar gerçekten önemli güdüleme aracı burada romantik filmlerin, romantik komedilerin bizler için daha etkili olduğunu da görüyoruz ve tabi ki beslendiği şey popüler kültür.”

 

Filmler krizleri yönetmek içinde kullanılıyor

 

Sinema filmlerin çekildikleri ülkeye ilişkin turist sayılarını da nasıl arttığını verilerle örnekleyen Özer, Midnight in Paris  filmine ilişkin ise şunları aktardı.

 

“Mekanın çeşitli biçimlerde tüketilmesini destekliyor. Kentlerle ilgili filmlerin marka değerlerini daha da güçlendiklerini görüyoruz. Filmlerin bu etkisinin farkında olan yerel yöneticiler kurumlar ve kuruluşlar bunu biz nasıl kullanırız diye kafa yoruyor. 3 tip kampanya yürütüyorlar. İmaj ve marka yaratmak, yıl boyu turizm gelirini artırmak ya da deprem ve terör gibi olumsuz krizleri yönetmek için kullanıyorlar. Woody Allen ülkemizde de bir dönem tartışma konusuydu. Ülkemize davet edelim İstanbul üzerine bir film çeksin. O dönemki Kültür ve Turizm Bakanı da bir açıklaması var bu anlamda. Nevrotik kentli diye geçer Newyork aşığı diye olarak biliniyor ama son dönemde Avrupa’da çektiği filmleri görüyoruz. Midnight filminde romantizim ve kent anlatısı güçlü.  Dünyada Midnight in Paris hala Woody Allen’in en çok izlenen filmi . En İyi Orjinal Senaryo Oscarı’nı da almış bir film. Çok meraklıları da var hiç bilmeyeni de var. Türkiye için söylüyorum. Woddy Allen beğenen ve onun bütün filmlerini beğenen bir yap var ve bir yandan da özel hayatından dolayı bile reddeden, hiç izlemek istemeyen izlediği filmin farkında da bile olmayan bir kesim de var.”

 

Midnight in Paris filmi görsel güçlü anlatıyla kenti övüyor

 

Özer filmin 125 tane seanstan oluştuğunu ve ilk üç dakikada sadece kent ve mekanların olduğunu, oyuncuların olmadığını belirterek, şöyle devam etti:

 

“İlk üç dakikada bir caz müzik eşliğinde size kentin en bilindik en imge yerlerini görüyoruz. Eyfel Kulesi ile gündüz başlayıp Moulin Rouge’na, parklarına, Montmartre’na doğru akan Louvre Müzesi, Concorde Meydanı ile devam eden bu üç dakika, yağmurlu anında gördüğümüz Paris en son yine Eyfel Kulesi ile bitiyor.  Filmin sekanslarının yanı sıra bu ilk üç dakikada güçlü ve bir anlatı var. Film ve geri kalan hikaye ise 61. Sekansa başlayan ve çoğunluğu imge mekanlarının olmadığı ara sokaklar ara kurgular nostaljik mekanlardan oluşuyor. Seine Nehri kenarında yürüyor ama başka imge yok.  Eyfel Kulesi’ni bile görmediğimiz bir kurguya doğru gidiyor. Bir görsel anlatı var Eyfel Kulesi ve 1920’ler cadde ve sokaklarıyla çok önemli. Yağmur bu film romantizmden sonra ayrı bir zamansal katman olarak verilmiş yeni bir kimlik. Bütün yağmurlar 2010’lar size ‘Paris’e sadece hava iyiyken değil yağmurlu zamanda da gelin’ diyor. Söylemlerde Paris’e dair ‘harika, inanılmaz, muhteşem’ gibi sürekli Paris’i anlatan ve öven bir durum var. Bunun yanında başka bin anlatı da inşa ediyor. Amerika anlatısı da var. Falanca bir şey içmek gibi farkında olmadan bunlar bizde birikiyor ve aşinalık oluşturuyor. Biz ‘Paris neden romantiktir?’ diye sorduğumuzda kimse direk cevap veremez ve bu hep birikir. Romanlardan, medyadan ve filmlerden gelir bileşir. Zamanda bir tortu olarak aşinalık yaratır. Filmin bu anlamda katkısını görüyoruz. Kamusal alan davranışları, Eyfel’de şarap içmek, Eyfel’e bakarak şarap içmek, romantizm, nostalji ve yürümek gibi. ‘Pariste yürüyün’ der, Yürüyerek kenti keşfetme bize  farkında olmadan bir davranış biçimi olarak sunulmuştur. Öte yandan filmde çok fazla reklama maruz kaldığımızı da gözlemledim.”

 

 

TMMOB Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi